Kayıtlar

Kasım, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Tanrı Öldü mü?

Resim
Filozof Nietzsche’nin anlattığı, Tanrısını kaybeden insanın onu umutsuzca arayışının hikâyesini duymuşsunuzdur;
"Öğle öncesi aydınlığında bir fener yakan, pazar yerinde koşarken durmadan 'Tanrı'yı arıyorum... Tanrı’yı arıyorum...’ diye bağıran kaçık adamı duymadınız mı? Oradakilerin çoğu, Tanrı'ya inanmayanlar olduğu için onun böyle davranması, büyük bir kahkahanın patlamasına yol açtı, onu kışkırttılar. 'Ne, yolunu mu şaşırmış?' diye sordu birisi. Bir başkası 'Çocuk gibi yolunu mu kaybetmiş?' dedi. 'Yoksa saklanıyor mu bizden?', 'Bizden korkuyor mu?', 'Yolculuğa mı çıkmış?', 'Yoksa göçmüş mü?'. Onlar birbirine böyle bağırarak güldüler..." Nietzsche’ye göre adam aradığı Tanrısını bulamayacaktır ve Tanrının ölümünü şu sözlerle ilan eder; Tanrı öldü. Tanrıdan geriye bir ölü kaldı. Ve onu öldüren biziz. HâӀâ gölgesi beliriyor uzaklarda. Kendimizi nasıl avutacağız, biz katillerin katilleri? Neydi bıçaklarımızın altında…

Cennetten Kovuluş - 8. Bölüm

Dumuzi yavaşça gözlerini açtı. Eliyle alnını yokladı. Kalkmaya çalıştı, ilk seferinde başaramadan tekrar samanların üzerine düştü. Tutabileceği bir yer aradı. İkinci hamlesinde bulunduğu oylumda doğruldu. Mağaranın içini gözleriyle taradı. Bakışları İnanna’nın oylumuna geldiğinde neden orada bulunduğunu hatırlamış gibi oraya yöneldi. İnanna tüm güzelliğiyle huzur içerisinde uyumaktaydı. Onu yeniden tanımak ister gibi sabırla bakışlarını üzerinde gezdirdi. Saçlarına dokunmak için elini uzattığında eli havada asılı durdu, öteye geçemedi. Tüm oylumlardaki gençler uyumaktaydı. Bulunduğu galeriden dışarı çıktığında ilerideki sahanlıktan hızla bir karaltının ilerlediğini gördü. Oraya doğru yorgun adımlarla yürümeye başladı. Kendini daha karanlık ve dar bir galeride buldu.  Yürüyüşünü dar yüksek basamaklı ve adeta göğe yükselen bir merdiven durdurdu. Takip etmeye başladığı karaltıyı kaybetmişti. Geri dönmek için tereddütlü bir hamle yaptı. Ancak bundan çabuk vazgeçti ve merdivenlere yöneldi…

Cennetten Kovuluş - 7. Bölüm

Köyün gençlerinin ergenliğe adım atacakları gün gelmişti. Sabah ellerindeki çiçek demetleriyle toplanan genç kızlar ve delikanlılar mabede doğru yürümeye başladılar. Tüm köy halkı yol boyunca her iki yandan onları kuşatmış olarak önlerinden geçerken üzerlerine bereketin sembolü buğday serpiyorlardı. Genç kızların zarif bedenleri etekleri yere kadar uzanan beyaz elbiselerin içerisinde ince bir dal gibi deviniyordu. Delikanlıların yakası açık dar gömlekleri henüz şekillenmeye başlayan güçlü vücutlarını örtemiyordu. Beyaz bir bulut gibi mabede doğru ilerleyen gençler, son çocukluk haklarını kullanmak ister gibi kaçamak bakışlarla geride kalan ailelerine bakıyorlar, çocukluktan kovulacakları bu gün, her çocuk için istenmesi meşru anne ve babalarının sevgisini son bir kez gözleriyle doyasıya tatmak istiyorlardı. Çocuklarının her adımda kendilerinden uzaklaştıklarını bilen anneler ve babalar ise zamanın geri döndürülemezliğini içlerinde yakıcı bir kırbaç gibi hissediyorlardı. Ve artık bili…

Cennetten Kovuluş - 6. Bölüm

Evlenmemiş ergenler bereket mağarasında kendilerine ilham edilen eşleri, Tanrının bir buyruğu olarak kabul edip, seçerlerdi. Köydeki tüm mutlu yuvalar bereket mağarasının kutsal yol göstericiliğiyle kurulmuştu. Bu güne kadar iki delikanlının aynı genç kızı rüyasında görmesi veya iki genç kızın aynı delikanlıyı rüyalarında görmesi ne duyulmuş ne de görülmüştü. Bu da seçilen eşlerin tanrının her insanın alnına yazdığı kaderinin dosdoğru tecellisi olarak görülür, tanrının buyruklarının sorgulanmaması gerektiğine yorumlanırdı. Bereket mağarasından el ele çıkan eşlerin, yalnız dulların ve eşlerini bulmuş ergenlerin yüzlerine yansıyan sükûnet aşkın uhrevi yanının ifadesinden başka bir şey değildi. Şehvetin çirkinliği, kiri ve özünde taşıdığı şiddeti geride bırakan bu insanlar, çekilen şehvet sularının gizlediği nice manevi güzelliği içlerinde bulurlardı. Bu tabii ki tanrının bir mucizesi idi. Tanrı şehvetin kirlerini onlardan uzaklaştırmıştı. Dünyaya gelen tüm çocuklar bu kire bulaşmamış e…

Cennetten Kovuluş - 5. Bölüm

O yaz, önceki yazlar gibi olanca sıradanlığıyla geçmekteydi. Telaşla ekinler biçiliyor, hayvanların kışlıkları hazırlanıyor; dalında sabırsızlanan meyveler toplanıyor, toplanan meyveler köyün kadınlarınca kışlıklar olarak hazırlanıp yerleştiriliyor, tüm köy yaz tükenmeden kış yiyeceklerini hazırlamak için var güçleriyle çalışıyordu. Peder, bu hummalı çalışmadan duyduğu memnuniyet yüzündeki tebessüme yerleşmiş halde köyde dolaşıyor, rastladığı köylülere, tanrının çalışan insanlara müjdesini hatırlatıyordu. “Siz, tanrının bahşettiği ekinleri ona şükrederek derenler, sizlerin döktüğü her damla ter cennette tahtınızın üzerinde birer inci olacaktır. Tanrı’nın emrettiği şekilde çalışarak terleyen insanın kokusu Tanrı için cennetin kokusu gibidir. Bu gün ter dökenler yarın cennetin mis kokulu gül bahçesinde buluşacaklardır.” diyordu. Kış geldiğinde sıcak evlerinde afiyetle yiyeceklerini hazırlayan köylüler de kendilerini tanrının krallığını kuşatmış kâfirlerin üzerine atılan kahredici fedai…

Cennetten Kovuluş - 4. Bölüm

Ertesi sabah erkenden uyanan Dumuzi, annesinin akşamdan özenle hazırlayıp odasına koyduğu temiz elbiselerini çabucak giydi. Odasından çıktığında yeni yapılmış Pazar kekinin taze kokusunu aldı. Pazar sabahlarının bu kokusu Dumuzi’yi her zaman alıp uzaklara, çok uzaklara götürürdü. Babasının hayatta olduğu o mutlu günlere… Pazar günleri yeni elbiseleri giydirilmiş olarak annesinin elinden tutarak salona götürdüğünde babasının keyifle piposunu tüttürdüğünü gördüğü o günler; mutluluğun o yaşlardaki bir çocuk için yapılabilecek yegâne tarifiydi. Ama artık Dumuzi’nin mutluluktan ne anladığı da son zamanlarda değişmeye başlamıştı. Mutluluk artık onun için içinde İnanna olmadan tarif edilemez olmuştu. Annesinin sevgisine, babasının hatırasına ihanet sayılır mıydı? İçinde derinlerde ince bir utanç duydu. Duyduğu bu utanç, hayaline düşen İnanna’nın gülümseyen yüzü ile dağılıverdi. Annesini salonun ortasında temiz elbiseler içerisinde hazır buldu. Annesiyle karşılaştığında yüzündeki tebessümün …

Cennetten Kovuluş - 3. Bölüm

Köy, uzaktan göründüğünde, Dumuzi ve Peder iyice yükselen güneşin sıcağını hissetmeye başlamışlardı. Dumuzi, parlayan kapkara kayaların oluşturduğu derin bir vadinin yeşil dar tabanında kurulmuş köyü seyretti. Köyün hemen arkasında yükselen bir tepe vadinin bu tarafını kapatmaktaydı. Tepe, öbek öbek çalılarla kaplıydı. Her iki yanda yükselen yamaçların sadece alt kısımlarda kayalara tutunabilen bodurlaşmış ağaçlar bulunan vadi, köyden uzaklaştıkça açılıyor, dar tabanı genişliyordu. Tarlalarına gitmek için yollara düşmüş köylüler, köyün tek çıkışı olan vadi boyunca açılan patikalardan gruplar halinde ilerliyorlardı. Kiminin omzunda çapa, tırpan, yaba; kiminin elinde su testisi, yemek sepeti vardı. Bu patikaları, yıllardır köylülerden başka hiçbir yabancının kullandığını hatırlayan veya duyan kimse yoktu. Köye bu güne kadar hiçbir yabancı uğramamış ve köyden ayrılan birkaç kişi de geri dönmemişti. Köyden ayrılmak isteyenler her seferinde pederin itirazı ile karşılaşmış “Tanrının yarat…

Cennetten Kovuluş - 2. Bölüm

Tanrı’nın sevgili kullarına bahşettiği üstünlükler tabii ki, kimseyi şaşırtmazdı. Peder İsois, kainatı yaratan Tanrı’nın adeta bu köydeki gölgesi, sesi ve nefesi idi. Tanrı sanki köy halkıyla peder aracılığıyla özel olarak konuşur, bu köye has şefkatini onun sevecen tebessümü ile gösterirdi. Peder her konuda tüm köylülerin güven ve saygısını kazanmıştı. O köyün her şeyi idi; hem ruhani lideri ve bilgesi hem yöneticisi, hem doktoru hem de öğretmeni idi. Köyde baş gösteren anlaşmazlıkları o çözer; herkes de o’nun önerdiği çözümü kabul ederdi. Peder İsois sahip olduğu engin bilgi ve Tanrı’nın desteği ile her sene kimin hangi ürünü ekmesi gerektiğini belirler; her yıl da onun bu isabetli kararıyla alınan bol mahsul köylüleri ve hayvanlarını doyurmaya yeterdi. Nereden geldiği, bir ailesi olup olmadığı bilinmeyen pederin hatta kaç yaşında olduğu bile köylülerce bilinmezdi. Köyün en yaşlısı olan Davut dede bile, Peder’in kaç yaşında olduğunu bilmiyordu. Yaşı konusunda Peder İsois’ten hiçbir…

Cennetten Kovuluş - 1. Bölüm

Resim
Yeni doğmaya başlayan güneşin yaşama arzusunu kamçılayan ilk ışıkları, derenin üzerinde oynaşan dalgaları yalamaya henüz başlamıştı. Işığın yaladığı girdaplar yavaşça akmakta olan suyun dolgun gövdesinde doğuyor, büyüyor ve kayboluyorlardı. Güneşin ilk ışıklarının dereyi aydınlatmasına rağmen nazlı nazlı akan su, karanlığıyla içinde barındırdıklarını gizlemekteydi. Derenin her iki yanındaki sık çalılar, bazı yerlerde kıyıdan birkaç adım geriye çekilerek küçük localar oluştursa da, çoğunlukla kıyıya kadar inerek dere boyunca uzanmaktaydı. Genç iğde filizleri, yer yer böğürtlen ve sazlıklardan oluşan çalılığı, tepelerinde açan açelya kırmızısı zakkum çiçekleri taçlandırmaktaydı. Uyanan böceklerin çiçekleri aramaya başladıkları, etrafta duyulmaya başlayan vızıltılarından anlaşılıyordu. Yeni doğan günün coşkusuyla tüm hünerlerini gösterme yarışına girmiş kuşlar, sık çalılıklar arasında oynaşmaya başlamışlardı. Bu sabah olanlar, milyonlarca yıldan beri süren, doğanın her sabah yeni başlay…